İki insanın aynı klinik tanıya sahip olsalar bile yaşadıkları deneyimi tarif ederken birbirinden çok farklı söylemler geliştirdiğini duyuyoruz. Peki bunun sebebi ne olabilir? Ağrı algısını bu kadar kişisel yapan şey ne?
Uluslararası Ağrı Araştırmaları Derneği’nin (IASP) yapmış olduğu güncel tanıma göre; “ağrı, gerçek veya potansiyel bir doku hasarından kaynaklanan, hoş olmayan bir duyusal ve duygusal deneyimdir. Yani ağrı sadece bir duyu değil, duygusal da bir yönü var. Sinir sistemimiz ağrıyı üretmek ile kalmıyor ona önceki deneyimlerimizden yola çıkarak bir duygu da katıyor.Â

Ağrıyı hepimiz çok küçük yaşlarda öğreniriz. Yeni yürümeye başlayan bir bebek düştüğünde önce etrafa bakar, bunun kendi için bir tehdit olup olmadığına yönelik bir ipucu arar. Sinir sistemi bu deneyimin beden için bir tehdit olduğuna karar verirse ağlayacak ve sonraki deneyimlerinde de bu bilgiyi kullanacaktır. Zarar görme korkusu ağrı algısı ile ilişkilidir.
Bel fıtığı teşhisi almış bir kişiyi düşünelim. Daha önce etrafında bu teşhis sebebiyle dayanılmaz ağrılar çekmiş ve hareketleri kısıtlanmış bir yakınının deneyimine şahit olduysa kendi de benzer bir süreç yaşayacağına inanabilir. Bu inanç hareket korkusuna sebep olarak aktivite seviyesinde düşüş ile sonuçlanabilir. Bu da yüklenme kapasitesini azaltarak kişiyi yükü daha az tolere edebilir hale getirir ve ağrı semptomunu arttırabilir. (Bel fıtığı tanısı almış bireylerde hareketin iyileştirici etkisi akademik olarak kanıtlanmıştır.)Â

Sinir sistemimizin ağrıya adapte olma ve ağrıyı inhibe etme yeteneği birçok faktörden etkilenir. Uykusuz kaldığımız bir haftanın sonunda belimizin tutulma olasılığı daha yüksektir, işyerinde stresli bir günde ağrı çekme ihtimalimiz de. Bedenimiz anlayışsız bir patronu yük olarak görür.
Peki ağrı tanımında yer alan “potansiyel doku hasarı” ne demek? Yani bir dokuda hasar olmasa da ağrı yaşayabilir miyiz? Gelin bunu bir örnek ile açıklayalım. 1995 yılında İngiliz Tıp Dergisi, 29 yaşında bir inşaat işçisi hakkında hayret verici bir vaka raporu yayınladı. John adlı işçinin kazara üzerine atladığı 15 santimetrelik bir çivi giydiği botun tabanından girip üzerinden çıkmıştı. Acılar içerisinde kıvranır halde hastaneye kaldırılan John’un çok güçlü ağrı kesiciler verilmesine rağmen ağrısı dinmemişti. Cerrahlar önce çiviyi sonra da botunu çıkarmış ve şaşırtıcı bir görüntü ile karşılaşmışlardı.15 santimetrelik çivi ayağa hiçbir zarar vermemiş sadece iki parmağın arasından geçmişti. Bu vaka beynimizin sadece tehdit algıladığı için bile şiddetli bir ağrı duygusuna sebep olabileceğinin şahane bir örneği olmuştur.

Ağrının karmaşık dünyasında bir kağıt kesiği çok küçük bir hasar yaratmasına rağmen inanılmaz bir acıya sebep olurken, kolunu köpekbalığına kaptıran bir sörfçü verdiği röportajda o esnada hiç ağrı hissetmediğini söyleyebiliyor. Minik bir lego parçasına basmak tüm tadımızı kaçırabiliyorken, Güney Hindistan’da insanlar kor üzerinde yürüyor.
